Titan, Satürn’ün en büyük uydusu ve Güneş Sistemi’ndeki en ilginç gök cisimlerinden biridir. 1655 yılında Hollandalı astronom Christiaan Huygens tarafından keşfedilen Titan, adını Yunan mitolojisindeki dev varlıklar olan Titanlar’dan alır. Titan’ı diğer uydulardan ayıran en önemli özelliği, kalın ve yoğun bir atmosfere sahip olmasıdır. Bu özellik, Titan’ı Güneş Sistemi’nde Dünya dışında yüzeyinde atmosfer bulunan nadir uydulardan biri haline getirir.
Titan, yaklaşık 5.150 kilometrelik çapıyla Merkür gezegeninden bile daha büyüktür. Ancak buna rağmen bir gezegen değil, bir doğal uydu olarak sınıflandırılır. Boyut olarak Jüpiter’in uydusu Ganymede’den sonra Güneş Sistemi’ndeki en büyük ikinci uydudur. Titan’ın kütlesi ve yoğunluğu, onun hem kayasal hem de buzlu bileşenlerden oluştuğunu gösterir. İç yapısının merkezinde kayasal bir çekirdek, bunun üzerinde ise yüksek basınç altında buz ve sıvı su katmanları olduğu düşünülmektedir.
Titan’ın atmosferi son derece yoğundur ve büyük oranda azot gazından oluşur. Bu yönüyle Dünya atmosferine benzerlik gösterir. Ancak Titan atmosferinde metan ve etan gibi hidrokarbon gazları da önemli miktarda bulunur. Bu gazlar, Titan’ın turuncuya çalan kalın sisli görünümünün temel nedenidir. Atmosfer o kadar yoğundur ki, Titan’ın yüzeyi uzun yıllar boyunca doğrudan gözlemlenememiştir.
Titan’ın yüzeyi, Güneş Sistemi’ndeki en Dünya benzeri yüzey şekillerinden bazılarını barındırır. Ancak burada büyük bir fark vardır: Titan’daki nehirler, göller ve denizler sudan değil, sıvı metan ve etandan oluşur. Titan, Dünya dışında yüzeyinde kararlı sıvı göller ve denizler bulunan tek gök cismidir. Bu göller özellikle uydunun kutup bölgelerinde yoğunlaşmıştır ve karmaşık bir hidrokarbon döngüsüne işaret eder.
Titan’da yağmur yağar, nehirler akar ve göller dolar; fakat tüm bu süreçler su yerine metan üzerinden gerçekleşir. Bu nedenle bilim insanları Titan’daki bu döngüyü “metan döngüsü” olarak adlandırır. Metan, Titan atmosferinde buharlaşır, yoğunlaşır ve yağmur olarak yüzeye geri döner. Bu süreç, Dünya’daki su döngüsüne şaşırtıcı derecede benzer bir mekanizmaya sahiptir.
Titan’ın yüzey sıcaklığı ortalama -179 derece civarındadır. Bu aşırı soğuk ortamda su, kaya gibi serttir; metan ve etan ise sıvı halde bulunabilir. Bu durum, Titan’ın jeolojisini tamamen farklı bir hale getirir. Dağlar büyük oranda buzdan oluşur, kumullar ise organik bileşiklerden meydana gelmiştir. Titan’daki kum tepeleri, yüzlerce kilometre boyunca uzanabilen devasa yapılar oluşturur.
Titan, astrobiyoloji açısından da son derece önemlidir. Her ne kadar yüzeyindeki aşırı soğuk koşullar bildiğimiz yaşam için elverişli olmasa da, Titan’ın karmaşık organik kimyası büyük ilgi uyandırmaktadır. Atmosferde gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar sonucunda, yaşamın temel yapı taşları olarak kabul edilen karmaşık organik moleküller oluşur ve yüzeye çöker. Bu durum, Titan’ı adeta doğal bir kimya laboratuvarı haline getirir.
Titan’ın yüzeyinin altında, su ve amonyaktan oluşan sıvı bir okyanus bulunabileceği düşünülmektedir. Bu yeraltı okyanusu, kalın buz tabakasının altında korunur ve yüzey koşullarından etkilenmez. Eğer bu okyanus gerçekten varsa, Titan’da yaşam ihtimali tamamen ortadan kalkmış sayılmaz. Ancak bu yaşam, Dünya’daki canlılardan çok farklı bir yapıya sahip olabilir.
Titan hakkında en önemli veriler, Cassini-Huygens görevi sayesinde elde edilmiştir. Cassini uzay aracı, Satürn sistemini yıllarca incelemiş; Huygens sondası ise 2005 yılında Titan yüzeyine iniş yaparak başka bir gök cismine başarılı bir iniş gerçekleştiren ilk araç olmuştur. Huygens’in gönderdiği veriler, Titan’ın yüzeyinin karmaşık ve beklenenden çok daha çeşitli olduğunu ortaya koymuştur.
Titan’ın atmosferinde şimşekler, rüzgarlar ve mevsimsel değişimler olduğu düşünülmektedir. Satürn’ün Güneş etrafındaki uzun yörünge süresi nedeniyle Titan’da mevsimler yaklaşık yedi Dünya yılı sürer. Bu uzun mevsimler, Titan’daki göllerin genişleyip daralmasına ve atmosferik süreçlerin değişmesine neden olur. Titan, bu yönüyle dinamik ve sürekli değişen bir dünya görünümüne sahiptir.