Merkür, Güneş Sistemi’nde Güneş’e en yakın ve aynı zamanda en küçük
gezegendir. Adını Roma mitolojisindeki haberci tanrı Merkür’den alır.
Güneş’e yakınlığı nedeniyle çıplak gözle gözlemlenmesi zordur ve
genellikle gün doğumu ya da gün batımı sırasında kısa süreli olarak
görülebilir. Merkür’ün Güneş etrafındaki bir turu yaklaşık 88 Dünya
günü sürerken, kendi ekseni etrafındaki dönüşü yaklaşık 59 Dünya
günü sürer.
Merkür’ün yüzeyi, Ay yüzeyine oldukça benzer bir görünüme sahiptir.
Gezegen, çok sayıda meteor çarpması sonucu oluşmuş kraterlerle
kaplıdır. En büyük kraterlerinden biri olan Caloris Havzası,
yaklaşık 1.550 km çapındadır ve Merkür’ün jeolojik geçmişine dair
önemli bilgiler sunar. Yüzeyde ayrıca kayalık düzlükler ve büyük
uçurum benzeri yapılar da bulunmaktadır.
Merkür’ün atmosferi son derece incedir ve yoğunluğu Dünya’nın
atmosferiyle kıyaslanamayacak kadar düşüktür. Bu nedenle Merkür’te
sıcaklık farkları oldukça aşırıdır. Gündüzleri yüzey sıcaklığı
yaklaşık 430 °C’ye kadar çıkabilirken, geceleri −180 °C’ye kadar
düşebilir. Bu büyük sıcaklık farkı, gezegenin atmosferinin ısıyı
tutamamasından kaynaklanmaktadır.
Gezegenin iç yapısı, büyük bir demir çekirdekten oluşur ve bu çekirdek
Merkür’ün toplam hacminin önemli bir kısmını kaplar. Bu durum,
Merkür’ün yoğunluğunun, küçük boyutuna rağmen oldukça yüksek
olmasına neden olur. Çekirdeğin bir kısmının sıvı olduğu düşünülmekte
ve bu durum Merkür’ün zayıf da olsa bir manyetik alana sahip olmasını
sağlamaktadır.
Merkür’ün manyetik alanı Dünya’nın manyetik alanına kıyasla çok
zayıftır. Buna rağmen, Güneş rüzgârlarıyla etkileşime girerek
gezegen çevresinde küçük bir manyetosfer oluşturur. Güneş’e çok
yakın olması nedeniyle Merkür, yoğun güneş radyasyonuna maruz
kalmaktadır.
Merkür yüzeyinin en dikkat çeken özelliği tüm gezegen üzerine dağılmış irili ufaklı çarpma kraterleridir. İlk bakışta Ay yüzeyine benzetilebilecek bu görünümün, daha dikkatli bir incelemede birçok farklılıklar içerdiği anlaşılır. Ay'da olduğu gibi kraterlerin yoğun bir şekilde iç içe geçtiği alanlar arasında, krater yoğunluğunun çok düşük olduğu, yumuşak engebeli geniş düzlükler yer alır. Bu bölgeler kraterlerin sık olduğu bölgelere göre daha alçakta yer alırlar ve Ay'daki 'deniz'lere benzer şekilde, büyük çarpmalar sonucunda gezegen içinden yüzeye çıkan lav akıntıları ile oluştukları sanılır. Gerek bu oluşumların, gerekse büyük kraterlerin çoğunun, Güneş Sistemi içinde büyük çarpışmaların sürdüğü 4,5 ile 3,8 milyar yıl öncesini kapsayan dönemde meydana geldiği düşünülür. 3,8 milyar yıl öncesinden günümüze kadar, Güneş Sistemi büyük çarpışmaların sıklığının azaldığı, nispeten sakin bir döneme girmiştir. Merkür üzerindeki en büyük çarpışma izi, 1300 km çapındaki Caloris Havzasıdır. Bu dev lav denizi 100 km çapında bir gökcisminin çarpması ile gezegenin manto tabakasından yüzeye çıkan sıvılaşmış materyal ile oluşmuş, bu arada şok dalgalarının gezegen boyunca yayılarak diğer yüzünde odaklanması sonucunda Caloris Havzasının tam karşı kutbunda 500.000 km²lik bir alan son derece engebeli bir hal almıştır. Ayrıca düzlükler üzerinde yüzlerce kilometre uzunluğunda ve yüksekliği 2–3 km'yi bulan kırıklar dikkati çeker. Bunlara, gezegenin soğuması sırasında küçülen hacminin neden olduğu sanılmaktadır. Kırıkların bazı kraterlerin içinden de geçmeleri krater oluşum döneminden daha sonra meydana geldiklerini düşündürür.
Gezegen yüzeyinin en dışta kalan birkaç metre kalınlığındaki kısmının, Ay yüzeyindekine benzer biçimde çok küçük göktaşlarının milyarlarca yıldır süren bombardımanı sonucunda ince bir toz haline gelmiş regolit tabakası olduğu varsayılır. Aynı Ay'da gözlendiği gibi az sayıdaki genç kraterin, ışınsal olarak kendilerini çevreleyen parlak beyaz çizgilerin ortasında yer aldığı görülür. Bu çizgiler, çarpma sırasında 'kirli' regolitin üzerine sıçrayan taze materyal ile ilişkilidir.